Ana Sayfa | Dalış Malzemeleri | Kurs Programları | Dalış Programları | Dalış Fotoğrafları | Bilgi Bankası | İlk Yardım | Federasyon | Site Haritası

 

    Hazırlayan: Kevser MERMERTAŞ
                     1  Yıldız Eğitmen Dalıcı
                     Eski Çağ Tarihi Uzmanı

Tarih özellikle İlkçağ ve öncesi her zaman yoğun ilgimi çekmiştir.Atalarımızdan kalan tüm yazılı yazısız kaynakların bizi geleceğe taşıdığına inanıyorum.

Sualtı ile tanıştıktan sonra su üstünde olduğu kadar sualtında da pek çok gizli hazinenin olduğunu ve bununla birlikte keşfedilmemiş olanlarında heyacanını yaşamaya başladım.Kendim için küçük araştırmalar yapıp merakımı doyurmaya çalışırken karşılaşılan zorlukları yapılan çalısmaları gördüğümde, Anadolunun Sualtı Hazinelerini Sualtından su üstüne taşıyarak insanlığın ortak hazınesine katan tüm değerli yabancı ve yerli Bilim Adamlarına , sünger avcılarına ...kucak dolusu sevgi ve saygılarımı sunmak isterim.

Sualtına inmeden önce tarih ,arkeoloji nedir kısaca bir bakalım.Tarih,insanlığın ortak mirası ve belleğidir.Arkeoloji ,tarihin belgeliği ve laboratuarıdır.Arkeoloji insanın,uygarlıgın ,kültürün doğuşunu ,evrimi,gelişimi,çöküş ve yeniden yükselişini araştıran ,ölçen,yazan, yorumlayan bize ait bir geçmişten geleceğe uzanan köprü, kazı bilimidir.

İnsanoğlu başlangıçta basit taşıtlarını sığ sularda uzun çubuklar vasıtasıyla zemini iterek hareket ettirdi. Daha derinlere gitmeye karar verdiğinde ilk önce ellerini kullandı, sonra ağaç parçalarını şekillendirerek küreği buldu. Oyma ağaç gövdelerinden daha büyük teknelere ihtiyaç duyduğunda ise, omurga etrafına tahtalar yerleştirerek bugünkü modern teknenin temelini oluşturdu. M.Ö. 4000 yıllarında Mısır'da gerçekleştiği tahmin edilen bu buluş insanlık tarihinin önemli dönüm noktalarından birisini oluşturmuştur.

Tahminen onbeş deniz miline kadar olan deniz mesafelerini kürek gücüyle katetmeyi başaran bu ilk denizciler, bir gün insanlık tarihinde ihtilal yaratacak bir gücü keşfettiler: Rüzgar. Birdenbire hiç kürek sallamadan, istediği kadar yükü hiç düşünemediği kadar uzak noktalara taşıyabilme imkânı çıktı bu ilk denizcilerin önüne. Bu imkân çok geniş kapsamlı bir ticareti mümkün kıldığı gibi, birbirinden çok uzaktaki kültürlerin de birbirleriyle kaynaşmasını sağladı.

Yelkenin tam olarak ne zaman keşfedildigi bilinmemesine rağmen, muhtemelen Mısır veya Mezopotamya'da bulundugu tahmin ediliyor. Arkeologların Mısır'da yaptığı kazı ve incelemelerde bazı mağaraların içinde bulunan M.Ö. 3100 yıllarına ait olduğu sanılan çizimlerde yelkenli tekneler göze çarpıyor.

Peki, bu ilk denizciler yelkeni ve rüzgâr gücünü keşfettikten sonra ne yaptılar? Bir kısmı Kızıldeniz'den geçerek doğuya yöneldi, ama çok daha büyük bir bölümü Akdeniz içinde kalmayı tercih etti. Tarihin ilerleyen çağlarında ilk önce kuzeye, bugünkü Suriye ve Lübnan'in bulundugu Fenike ile ticarete girişti. Denizciliği ilerlettikçe ve Akdeniz'in Miken dünyası gibi diğer bölümlerindeki zengin uygarlıkları keşfettikçe, Anadolu sahillerini geçerek batı ile ticarete başladılar. Tabii her geçiste Anadolu ile iliskide bulundular, ticaret yaptılar ve izlerini bıraktılar.En önemli izleri, bu seferleri yaparken deniz tanrılarının gazabına uğrayarak bu sahillerde batan gemilerle bıraktılar. Bizim hikâyemizin konusunu bu gemiler, yükleri ve gemicileri, ve bunları yüzyıllarca sonra su üstüne ve ışığa çıkaran araştırmacılar oluşturuyor. Tarihin başlangıcından beri kültürlere köprü görevi görmüş olan sahillerimizdeki bu araştırmalar yalnızca bizim tarihimize değil, bize çok uzak olan diğer medeniyetlere de ışık tutuyor.

Dünyanın en önemli sualtı arkeolojik kazıları bizim sularımızda gerçekleşmiş olup bilgi ve değer açısından paha biçilmez eserler de bizim denizlerimizden çıkarılmıştır. Yirmi yılı aşkın bir süredir gerçekleştirilmekte olan araştırmalar sonucu yüzün üzerinde batık alanları tespit edilmiş, bunlar kaydedilerek Kültür Bakanlığı arşivlerinde yerlerini almışlardır. Anadolu tarih boyu medeniyetlere kucak açmış, denizlerimiz de medeniyetler arası ilişkiler için bir köprü görevi görmüştür.

Türkiye'de Sualtı Arkeolojisine Yön Veren Kuruluşlar

Sualtı Arkelojisi Enstitüsü
(I.N.A., Institute of Nautical Archaeology)

1973 yılında, George Bass bağlı bulunduğu Pennsylvania Üniversitesinden ayrılarak Amerikalı, Türk,İngiliz ve İsrailli  elemanlardan oluşan özel bir kuruluş olan Sualtı Arkeoloji Enstitüsü’nün kurulmasına öncülük etmiştir.Bugüne kadar dört ayrı kıtada sualtı kazıları , araştırmalar ve restorasyon çalışmaları gerçekleştiren Enstitü’nün şu anki idari heyeti Amerikalı ,Fransız ve Türklerden oluşmakta , ayrıca deniz aşırı merkezi Bodrum’da bulunmaktadır.Türkiye’deki batıkların (Gelidonya Burnu,Şeytan Deresi,Yassıada ,Bizans Cam Batığı,Seçe Limanı,Helenistik Batık, Ulu Burun,Selimiye-Bizans Batığı,Tektaş Burnu-Klasik Batık ve Haziran 2002’ de başlanılan Papuç Burnu-Eski Batık) çıkartılmasına destek vermiş ve gelişmesine yardımcı olmuştur.

Türk üyelerin bir kısmı aynı zamanda Texas A.M Üniversitesi ‘nde ders vermektedir.

 Kültür Bakanlığı’nın sonsuz desteği ,INA’nın sualtından çıkardığı batıklara yeniden hayat vermiştir.  


                                   Türkiye Sualtı Arkeolojisi Vakfı (T.I.N.A)

 

Hedefi sualtı arkeolojisini geliştirmek, destek vermek olan T.I.N.A adında bir vakıf kuruluyor. Önderliğini Ayhan Sicimoğlu'nun yaptığı vakfın yönetim kurulu Oğuz Aydemir, Engin Bayraktaroğlu, Kaya Ersu, Mustafa Koç, Yasemin Pirinççioğlu, ve Faruk Yöneyman gibi ekonomik dünyamızın genç idarecilerden oluşuyor. Vakıf üyelerinin çoğunluğu sualtını tanıyor, ilgileniyor ve bizzat dalıyorlar. Dolayısıyla bu vakfın sadece maddi gücüyle değil, bilgisi ve inancıyla da sualtı tarihimizin ülkemize kazandırılmasında büyük rol oynamaktadır. Türkiye için büyük gelecek vaad eden TINA'nin faaliyetleri denizlerimizdeki araştırmalara büyük ivme kazandıracaktır.

Sualtı ortamı ,üzerine göre insanlığın medeniyet aşamalarının yasattığı tahribattan nisbeten daha az zarar görmüş ortamdır. Türkiye'de sualtı arkeolojisini bekleyen tehlikeler de mevcuttur. Dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye'de de bilimsel sualtı araştırma sonuçlarından rahatsız olanlar vardır. batık tespit çalışmalarından, bu çalışmalar sonucu kıymetli tarih kalıntılarının kaydedilmesi ve korumaya alınmasından bazı çevreler olumsuz etkilenmekte ve bu çalışmaların durdurulması için çaba göstermektedirler.

Birçok batık kazılıp sayısız antik geminin yeri tespit edilmiş olmasına rağmen sularımızda halen keşfedilmeyi bekleyen kıymetli sualtı kalıntılarının olduğu kesindir. Şimdiye kadar yoğun bir şekilde devam ettirilen araştırmalarda, sahil şeridine yakın, dolayısıyla bulunması nispeten kolay olan batıkların büyük çogunluğunu tespit ettildiğinden, artık daha derinlere inmek, daha zor batıkların peşinde koşmak gerekmektedir.

Sualtı arkeolojisinin Türkiye’ de doğuşu ,başka ülkelerde de olduğu gibi önceleri yalnızca balıkçı ve sünger avcılarının batık gemilerin yerlerini bildirmeleri ile başlamış ,Scuba keşfinden sonra ise amatör ve bilim adamı dalgıçların rastlantı sonucu yer belirlemeleri sayesinde gelişmiştir.

Gelidonya Burnu Batığı  ( Taşlık Burun = Anadolu Burnu )

Akdeniz’de kazısı tamamlanan ilk batık, sünger avcısı Kemal Aras ‘ın 1954 yılında Gelidonya Burnu (Beşadalar) civarında yaptıgı dalışlar sırasındaki gözlemlerini dile getirmesi sonucu bulunmuştur.Batıgın kazısı (1960 ) bir sezonda tamamlanmış olup 26-28 metrelerde Geç Tunç Devrine tarihlenmiştir.Gelidonya Batığının bir özelliğide sualtında dalgıç bir arkeoloğun başkanlığında kazısı tamamlanan ve kara kazısı standartlarına uygun olarak yapılan ilk sualtı kazısı ünvanına sahip olmasıdır. 1994 araştırması   sırasında batıkta bulunan Kıbrıs veya Suriye-Filistin tipi taş çapa,geminin Orta Doğu kökenli olduğu görüsünü kuvvetlendirmektedir.

Antik devirlere ait bir batığın sonar (sıde-scan) ile tespit edilmesi ilk olarak Yalıkavak civarında yine 1960 ‘lı yıllarda olmuştur.Bu araştırma ,Bodrumlu sünger avcısı Mehmet İmbat’ın Yalıkavak açıklarında ağına takılan tunçtan zenci bir cocuk heykeli ve yine aynı sularda tanrıca Fortuna heykelinin bulunması üzerine yapılmıştır.

 Şeytan Deresi batığı ,1973 yılında süngerci Cumhur Ilık, seneler önce görmüş olduğu saglam iki küpün yerini bildirmesi üzerine saptanmıştır.Batık M.Ö.1600 yıllarına tarihlenmiş ise de bilim dünyasının kesin onayını alabilmiş değildir.

Bizans Batığı (16.yy) nda amphora ve benzer malzemeler bulunamadıgı için ticari bir batık olmadığı düşünülmektedir.

Yassıada

Kuzeybatı rüzgarlarıyla yol aldığı sanılan en az üç gemi ,bu küçük adanın etrafını cevirdiği sığlığa çarparak alt kısımlarını parçalamış ve adanın güney kesimindeki derin sularda birbirlerine yakın aralıklarla batmışlardır.


Bodrum Yarımadası’nın en batı ucunda Turgutreis Beldesi açıklarındaki Yassıada’da 1967-1969 yılları arasında Pennsylvania Üniversitesi adına Prof. Dr. George F. Bass başkanlığında 36-42 m. derinlikte M.S. 4-5 yy. başlarına ait Geç Roma Batığında kazılar yapılmıştır. Bu kazıda çok sayıda amphoranın yanı sıra sağlam olarak tek bir cam sürahi ele geçmiştir.

1961-1964 yılları arasında  yine Prof. Dr. George F. Bass başkanlığında bir kurul tarafından arkeolojik kazısı yapılan M.S. 7. yy. Doğu Roma Gemisi, 1997 yılında,  1/1 ölçeğinde yeniden kurulmuş ve Bodrum Sualtı Arkeolojisi Müzesinde sergilenmektedir.

 Gemi yeniden kurulurken, kazı sırasında uzmanlar tarafından saptanan ölçüler kullanılmıştır. Bu salonda gemide bulunan orijinal eserlerin yanı sıra, bu eserler örnek alınarak yapılan düzenlemeler de sergilenmektedir. Bu geminin İmparator Heraklius’un Perslerle yaptığı savaşa ordunun gereksinimi olan erzakı taşıdığı, ancak geminin Yassıada açıklarında bulunan bir sığlığa çarparak battığı belirlenmiştir. M.S. 7. yy. Doğu Roma Gemisi kazısında tek bir kırık cam şişe bulunmuş olup salonda sergilenmektedir.

Batık kazı çalışmaları yapıldığı sıralarda , daha önceden varlığı bilinmeyen ve bir bölümü kazısı yapılan diğer batığın üstüne oturmuş ,  M.S.7. yüzyıl batığına ise çok yakın konumda olan bir Osmanlı Batığı da kısmen ortaya çıkartılmıştır.Gemide , bazı aletler ,Çanakkale yapımı seramiklere benzer sırlı kaseler , kurşun misketler ile taş ve döküm demir top gülleleri dışında fazla bir buluntuya rastlanmamıştır.Batıkta güllelerin bulunuşu bir savas veya ikmal gemisi olduğuna işaret etmektedir.

Serçe Limanı Batıkları

Serçe Limanı, harikulade güzel bir doğal limandır. Girişi, tepeciklerle çevrilmiş engin bir limana açılan, derin ama dar bir geçittir.Sakin  görümünlü dogal  liman ,görünüşüne  aldanarak kendine  sığınmayı başaran gemileri  koyun dibindeki vadilerden gelen ve değişik yönlerden ansızın esebilecek rüzgarlar nedeniyle her an tehlikeyle karşı karşıya kalabılmelerine neden olabilecek tehlikelerin kucağına düşürüyordu.Koyun girişindeki boğazın doğu yakasında 2, bunun biraz ilerisinde koyun genişlediği bölgede 2 gemi batığı bunun kanıtıdır. Eğer modern iletişim yöntemleri ve trafikteki artış, yardımın çok daha çabuk ulaşmasını sağlamamış olsaydı, bugün limanın dibinde, atalarına eşlik ederek yatan daha çok sayıda gemi olurdu.


Denizcileri aldatarak baştan çıkartan bu limandaki bu batıklardan birisi liman ağzının hemen içinde 30 metre derinde yatan  M.Ö.1. veya M.S.birinci yüzyılın başlarına ait bir Roma Dönemi Amphora taşıyıcısı bir diğeri limanın iç kısımlarında 35-37 metre derinliklerde ( 1973-Süngerci Mehmet Aşkın) M.Ö.3.yüzyılın ilk yarısının Helenistik Döneme ait Şarap taşıyıcısıdır.Bu batığın 150 metre kuzeyinde M.S.11.yüzyıl Cam Batığı ve bunun doğusunda sığ sularda parçalanmış Helenistik dönem Batığıdır. 

Serçe Limanı - Hellenistik Batığı (Şarap Taşıyıcısı )

Serçe Limanı Hellenistik Batığı 1979 yılından beri bilinen bir batık. Serçe Limanı'na sığınmaya çalışıp başarılı olamamış bir kaptan ve mürettebatının öyküsünü taşıyor. Muhtemelen güneydoğudan esen Lodos rüzgarının kovaladığı gemi limanın ağzına kadar kaçabilmiş ama son anda yakalanmış deniz tanrılarının gazabına.

Gemi 35 metre derinlikte bulunmaktadır.1979 yılında Serçe Limanı Cam Batığı'nın kazısı tamamlanırken M.Ö. 3. yüzyılın ilk yarısına ait olan bu geminin kazısına karar verilmiştir.

Sonradan Cam Batık adını alacak olan M.S.11. yüzyıla ait bir ticaret gemisi batığı yakınlarında bulunan Helen dönemi batığı, bulunduğu yer süngerci Mehmet Aşkın tarafindan 1973'te George Bass'a gösterildiğinde, çoktan yağmalanmıştı.Bunun yanı sıra cam keşfinin büyük değeri ve tekne dizaynının ilginçliği, bir dereceye kadar Helen Dönemine ait batığı gölgelemiş ve daha ileri düzeyde araştırmaların gerçekleşebilmesini geçiktirmiştir.

Batık üzerinde çalışmalar  başladığında arkeologların dikkatınden kaçan üzücü bir gerçek ortaya çıkmıştı.Geminin kalıntılarının üzerinde battıktan sonra yandaki kayalardan düşen kocaman bir kaya duruyordu! Yani bu geminin kazısını gerçekleştirebilmek için ya köstebekler gibi kayanın altına tüneller açılacak , ki bu da oldukça tehlikeli bir yöntem idi, ya da bu tonlarca ağırlığındaki kayayı kaldıracaktı.İkinci seçimi tercih ederek yapmış oldukları calısmalarda  ; tüm uğraşlarına rağmen kaya gemiyi sahiplenmekte ısrar etti ve sonunda tabiatın gücünü kabullenerek çevrenin kazısı ile  yetinilmiştir

Batık, Serçe Limanı'nın ağzına yakın bir yerde, suyun 35 ila 37 metre altında yatıyordu. Yağmacılar görünürdeki bütün amforaları götürmüş olsalar dahi el değmemiş bölge de vardı.

Helen Döneminden kalma bu gemi batığı,gemi yapım tarihçesi ile ilgili bilinmeyene ulaşmanın bir yolunu sunma konusunda çok değerli bilgiler sunmaktadır. Seramiğin tarihçesi hakkında bir temel sağlamıştır ve bulunan amforaların çeşitliliği ilginçtir.  Batığın üzerindeki ilk incelemeler sonucunda yüzeyin hemen altında bulunan 3 sıra amfora ortaya çıkartılmıştır.Amforaların çoğunda şarap taşındığı kanıtlandı; bu da Helen gemisinin geçmiste bir şarap taşıyıcısı olduğunu gösteriyordu.

Amforaların damgalı kulpları, batığın M.Ö 3. yüzyılın ilk yarısına ait olduğunu kesin olarak ortaya koyuyordu.Kaldırılan 3 amfora katmanının altından sapları olmayan bir düzineden fazla küre biçimi cam kap çıkmıştır. Taştan yapılmış bir yükleme kepçesi milinin iki parçasi ve dönel bir değirmenin alt platformu da, bulunan eşyalar arasındaydı. Aynı batıkta, biri büyük diğeri küçük iki değirmen bulunması alışılmadık bir şey değildi; çünkü bazen bir seferde sadece az miktarda cam tozu üretiminin gerekli olduğu anlar da olurdu. Bulunan bir değirmenin diğerinden daha eski çağlara ait olması da, sadece kullanılan değirmen taşının, kendinden sonra geliştirilmiş modellere kadar dayanabilecek ölçüde uzun ömür garantisi bulunduğunun bir göstergesiydi. Çeşitli testiler ve alışılmadık bir düz tepeli amfora, diğer el yapımı tahta, taş ve kurşun eşyaların arasında yatıyordu. H'l' üzerlerinde çalışılmakta ve analiz edilmekte olan bu buluntuların altında da, geminin gövdesine ait olduğuna inanilan tahta vardı. Tahtanın bir kısmı kurşunla kaplanmıştı ve bulunan kurşun bir boru parçası, eski çağlarda kurşun sintine borusu kullanıldığının kanıtıydı.

Serçe Limani'ndaki Cam Batık


Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’nde, özel bir salonda, Marmaris Serçe Limanı Batığında bulunmuş, halen bilinen en önemli İslâm cam koleksiyonu sergilenmektedir. 1977-1979 yıllarında sürdürülen kazıda ele geçen buluntular geminin M.S. 1025 tarihinde Karadeniz’e ulaşmak amacıyla Suriye’deki bir limandan yola çıktığını, ancak bilinmeyen bir nedenle Serçe Limanında battığını göstermektedir.


Geminin ticari nitelikteki 3 tonluk yükü, cam külçeler, kırık parçalar ve çeşitli kaplardan oluşmaktaydı. Bu koleksiyonu oluşturan cam yapıtların birbirinden farklı yaklaşık ikiyüz tipe ayrıldığı görülmektedir. Buluntular arasında yer alan Fatımî Halifelerinin adı yazılı kalıp baskı cam senceler (ağırlıklar) geminin M.S. 11. yüzyılın ilk yarısında yola çıktığını belgelemiştir.

Serçe Batığı camları dört ana gruba ayrılır. Birinci grup sofra eşyalarıdır. Bunlar büyük servis tabakları, sürahiler, meyvelik ve kâseler ile bardak ve fincanlardan oluşur. İkinci grup, kavanozlar, şişeler ve damacanalar gibi çeşitli sıvıları depolamak amacıyla kullanılan kaplardır. Üçüncü guruptaki kandiller aydınlatma amacıyla yapılmışlardır. Dördüncü grupta bulanan koku şişeleri, mürekkep hokkaları, hacı şişeleri anı eşyası olarak imal edilmişlerdir.

Çoğu ince çeperli olarak imal edilmiş olan bu cam kaplar, renksiz, açık ve koyu yeşil, sarı, bordo ya da pembe-bej tonlarda, serbest üfleme ve kalıba üfleme teknikleriyle yapılmışlardır. Kalıba üfleme teknikli yapıtlar, baklava desenli, ortası yıldızlı motifli tabaklar, kâse ve kavanozlardır. Serbest üfleme tekniğiyle yapılmış birçok yapıt arasında kesme bezemeli olanları, lüks ürün olup özel olarak imal edilmişlerdir. Bu çağda cam yapımında yeni bir yöntem uygulanmaya başlanmıştır. Bu yöntemde cam yapıt daha sıcakken yüzeyinde kesme yapılarak bezemeler oluşturulmaktaydı. Sıcak kesme adı verilen bu yöntemle kabartma çizgili resimler elde edilmekteydi. Bu teknikle bezemeler daha keskin hatlara kavuşmaktaydı. Burada kullanılmış aslan, balık kılçığı gibi figürlerin yanı sıra kimi  başka desenler doğu etkisini ve İslâm özelliklerini yansıtmaktadır. Sürahi ve bardaklardaki kesme doğu motifleri ve sütunlu yapı bezemeleri doğu mimarîsindeki atmosferi -binbir gece masallarını büyülü atmosferini akla getirmektedir.

O çağda pazar isteklerini karşılamak amacıyla üretilen camlar, sofra eşyaları, kandiller ve hediyelik şişeler Karadeniz kıyılarında, kentlerdeki ya da nehir kıyılarındaki atölye ve dükkânlarda hurda olarak pazarlanmak amacıyla taşınıyordu.


Sualtı Arkeolojisi Enstitüsü araştırma ekibi, 1973 yılında, o zamana kadar kazılmış olanların dışında kalan batıklar bulmak amacıyla Türkiye kıyılarını araştırıyordu. Bass'in başlattığı ve bilim adamlarımızın aynı hızla devam ettirmekte olduğu değişik sualtı araştırmalarının  hedefi sahillerimizdeki batıkları tespit etmek, başta soygun olmak üzere degişik zararlı etkenlerden korumaktır. Selimiye Batığı'nı da bize gösteren Bozburun'lu sünger avcısı Mehmet Aşkın, George Bass'a gövde yapımına dair bilgilerin çok kısıtlı olduğu bir dönem olan 11. yüzyıldan kalma olduğu sanılan bir amfora bulduğu bu alanı, batık üstüne 10 dakikalık bir dalışta göstermişti. Amforanın kendisi, kumla korunmuş olduğundan, sağlam durumda, dik olarak duruyordu. Bu batık alanının kum üstünde kalan kalıntıları diğer batıklara nispeten az olmasına rağmen geminin ahşap gövde kalıntılarının da bu durumda olacağına inanmak için her türlü neden vardı ve alanın kazılması, bu dönemle ilgili kıymetli bilgiler sağlayacaktı. Ayrıca batık alanında bulunan cam örnekler bu kazı sayesinde cam tekniği hakkında önemli verileri ihtiva ettiğine işaret edıyordu.

Serçe Limani'nda kazısı yapılan Cam Batık, gemi yapımcılığı tarihine akıl almaz bir katkıda bulunmuştur. İslam kaynaklı cam yükü kazının önemli bir buluşu olmuş ve İslam sanat tarihinin önemli bir dönemine ilişkin büyük bilgi sağlamıştır. Bu batıkta yapılan birçok başka buluş, tarihin bulutlu bir dönemi konusunda kıymetli bilgiler elde etmemizi sağlamıştır.
Serçe Limani Cam Batığı'nın gövde yapımının önemi, modern bir biçimde inşa edilmiş olan bilinen ilk örnek olmasındadır. Erken Grek ve Roma gemileri bir iç iskelet olmaksızın inşa edilirlerdi; onların ilkel inşa yöntemleri uyarınca gemilerin önce dış kabuğu hazırlanır, geminin iskeleti daha sonra bu kabuğun içine yerleştirilirdi. Her bir kaplama tahtası üstündekine dişi ve erkek zıvanalarla bağlanırdı. Bunlar bugün hâlâ kullanılan bağlantılardır; bağlanacak iki yüzey oyulur ve iki dikdörtgen biçimi deliğe tamı tamına uyacak boyutlarda bir başka parça, zıvana, yerleştirilir ve gerekirse bu ekler her iki taraftan ahşap mıhlarla sabitlenirdi. Bu yöntemle yapılan tekneler nispeten zayıf bir gövde oluşturmuş ve bu gemiler, okyanuslara açılacak sağlamlığa sahip olamamışlardır. Gemi yapımcıları deneyim kazandıkça ve teknoloji geliştikçe sistem yavaş yavaş değişmeye başlamıştır.

1974 yılında Yassıada'da kazısı yapılan 7. yüzyıl batığı, eski yöntemle yenisi arasındaki geçiş dönemini gösteren kusursuz bir örnek oluşturmuştur. Gövde, omurgadan su seviyesine kadar eski 'kabuk önce' yöntemiyle, su seviyesinin üstünden itibaren modern yöntemle yapılmıştır. Dış kaplama daha az önemli bir yapısal rol üstlendiğinden, iç yapısı, geminin iskeleti, epeyce gelişkindir. Modern yöntem önce güçlü, sağlam bir iskelet oluşturmak, ardından kaplamayı bu iskelete tutturmaktır. Serçe Limanı Batığı, tamamen modern yöntemle inşa edilmiş, bilinen ilk gemidir.

Yüzyıllarca suyun altında kalmış ve bunun sonucu tamamen çürümüş gemi kalıntısı gibi bir ahşap gövdeyi su üstüne çıkarmak, restore edip gemiyi yeniden bir araya getirmek külfetli, zaman alan ve pahalı bir çalışmadır. Fakat böyle bir çalışma ve bilhassa geminin yeniden biraraya getirilmesi, gemi inşa tekniği açısından çok kıymetli bilgiler kazandırır. Serçe Limanı Batığı'nın bilinen ilk modern gemi örneği olması gemiyi çıkarmaya karar vermemisinde  etken olmuştur. Gövdenin tamamen çürümüş olması ve bu çürümüş halde bile ahşabın ancak yüzde yirmiye yakın küçük bir bölümünün korunmuş olabilmesine rağmen eldilen bilgiler şaşırtıcıdır.

Serçe Limanı gemisi, 15 metre uzunluğunda ve 5 metreden biraz fazla bir genişliktedir; 30-35 ton yük taşıma kapasitesi vardır. Kare biçimi ambarıyla yuvarlak biçimli gövdesi, maksimum depolama kapasitesi sağlamak amacıyla şekillendirilmiş olmalıdır. Armadadan artakalan eserler şunlardır: Makara blokları, makara dilleri ve bir halat bloku. Bunların, gövdenin dizaynı ve bütünsel özellikleriyle bağlantılı olarak incelenmesi, geminin 2 direkli olduğunu göstermiştir. O zamanlar en çok kullanılan 3 köşeli armada, 2 yelkende 100 metrekare yelken bezi gerektirmiş olmalıdır. Düz karinası ve küçük ama ağır omurgası onu, sığ sularda hatta nehir kanallarında seyretmeye elverişli kılmış olsa gerektir. Daha derin salmalı, daha iri gemilerin seyretmekte yetersiz kaldığı yerlerde, yükü, büyük gemilerden alıp kıyıya taşıyan bir yükleme teknesi olarak çalışmış olması da olasıdır. Nispeten küçük olmasına rağmen uzun seyirler yapmaya da uygundur.

Serçe Limanı Batığı Kazısı'ndan önce, İslam camının en ünlü koleksiyonu Atina'daki Benaki Müzesi'ndeydi. Bu koleksiyon kırıklar dahil 425 parçadan oluşuyordu. Serçe Limanı Batığı, 500 bin ila 1 milyon arasında parça cam eseriyle en zengin cam koleksiyonunu oluşturmaktadır. Kazı alanında 80 eksiksiz parça bulundu. Kırıklardan, yüzlerce adet kısmen bütünlenmiş profil üretildi ve birçok yeni şekil keşfedildi. Daha şimdiden 200'den fazla değişik cam biçimi ve yalnızca 1200'ün üstünde geniş ağızlı büyük bardak tanımlanmış durumdadır. İşin büyüklüğü sersemleticidir.

Cam Batık, İslam sanat tarihinin önceden bilinmeyen bir dönemi hakkında bilgi sağlayan başlıca kaynaktır. Bu batık, gemide bulunan İmparator II Bazil'e ait sikkeler ve Fatimi Hanedanı döneminin tarihiyle damgalanmış İslam ağırlıkları sayesinde, M.S. 1025 yılına tarihlendirilmiştir. Geminin yükü üstünde sürdürülen incelemeler Bizans dönemine ait camın birçok başka veçhesi hakkında önemli bilgi sağlamayı sürdürmektedir

Serçe Batığı amforaları üstünde ayrıntılı bir inceleme  Prof. Fred Van Doorninck tarafından yapılması sağlanmıştır. Bu inceleme kanıtlamıştır ki Bizans işi küpler, ulaşım konteynerleri olarak, defalarca kullanılmıştır. O zamanlar amforalar artık temel konteyner biçiminde değillerdi ve muhtemelen çok el altında durmuyor ve kolayca bulunmuyorlardı. Bu, Bizans'taki yeniden kullanıma sokma olgusunun bir işaretidir.

Van Doorninck ayrıca, batığın çapalarıyla ilgili yoğun ve büyüleyici bir inceleme de yapmıştır. Battığı zaman gemide 8 tane demir çapa vardı. 2 çapa iskele tarafı küpeştelerine ve biri sancak tarafına yerleştirilmiş durumdaydı. Geride kalan 5 çapa ise, iki yelken direği arasına istif edilmişti. Deniz dibinde, gemi kalıntısının biraz ötesinde bir başka çapa daha bulunmuştu.Bu alandaki çalışması ayrıca, Y biçimi çapanın seyrüseferde önemli bir evrimsel ilerleme olduğuna ve zamanının teknik açıdan gelişmiş bir dizaynı olarak kabul edilmeyi hak ettiğine dikkati çekmiştir.

Değerli cam ve amfora yüküne ek olarak batık, Ortaçağdan kalma silahlar ve araçlar, satranç ve tavla parçaları, iki döner el değirmeni, sikkeler, değişik ağırlıklar ve harikulade güzel bir altın küpe gibi başka buluntularıda bizlere saklamıstır.

ULUBURUN
Texas A.M. Üniversitesi ve Sualtı Arkeoloji Enstitüsü adına önce Prof. Dr. George F. Bass başkanlığında, daha sonra Dr. Cemal Pulak başkanlığında yapılan kazılarda M.Ö. 14. yüzyıla tarihlenen dünyanın en eski batığı araştırılmıştır.

Kaş ilçesinin 8.5 kilometre güney doğusunda uzanmakta olan Uluburun’un doğu kıyısından sadece 60 metre açıkta 1982 yılında bir sünger dalgıcı tarafından bulunan batık 1984 yılında başlanan çalışmaların ve onbir sezon boyunca yapılan binlerce dalışın sonucunda M.Ö.14.yüzyılın sonlarında kaybolmuş eşsiz bir yük gün ışığına çıkarılmıştır.Yaklaşık 15 metre boyunda olan ve Sedir ağacından yapılan geminin kıç tarafı 44 metre ,puruvası  ise 52 metrede bulunmaktadır.

Geminin yükü daha çok bakır külçelerden oluşmuştur. Bunun yanı sıra saf kalay, reçine ve 150’yi aşkın kobalt mavisi, turkuvaz ve lavanta renkli yuvarlak yassı cam külçeler de vardır. . M.Ö. 2. binin ikinci yarısına tarihlenen Kaş Uluburun Batığı cam külçeleri ve Miken boncukları, o çağın hammaddesi ve işlenmiş camı olarak üretimin ve ticarî ilişkilerin gözler önüne serilmesinde büyük rol oynamıştır. Bu külçeler bilinen en eski hammadde kaynaklarıdır. 1984 yılında başlayıp 1995 yılında biten kazılarda bulunmuş ve Geç Bronz Çağı’na M.Ö. 14. yüzyılın ilk yarısına tarihlenen ve sayıları 150’yi aşan, kobalt mavisi, turkuvaz ve lavanta renklerindeki yuvarlak, yassı ham cam külçeler o çağda Suriye’den Ege’ye cam ticareti yapıldığını ispatlamıştır.Bu cam külçeler, Türkiye müzelerindeki bilinen en eski cam buluntu olmalarının yanı sıra M.Ö. 2. bin ticareti, taşımacılığı ve doğu-batı ilişkileri açısından da büyük öneme sahiptir .

Diğer eşsiz arkeolojik buluntular arasında Eski Mısırlıların Abanoz adını verdiği ve tropik Afrika’da yetişen siyah renkli bir ağaç ile Sedir ağacını sayabılırız.Diğer hammaddeler ise tam

Ve kesilmiş fildişleri ile bir düzineden fazla suaygırı dişi,tütsü katkısı olarak kullanıldığı sanılan bir tür deniz salyangozunun kapakcıkları , müzik aletlerinin ses kutusu olarak kullanıldıkları sanılan kaplumbağa kabukları ile fayans veya metalden ağız ,kulp ,kaide gibi parçaların takılmasıyla vazo veya kapların yapımında kullanılmak üzere deve kuşu yumurtalarından oluşmaktadır.Bunların dışında ,dokuz büyük küpten en az ikisinde Kıbrıs üretimi ihraç seramiği ile kandiller ve ne amaçla kullanıldıkları kesin olarak bilinmeyen ancak duvara asırak kullanıldıkları düşünülen eserler bulunmaktaydı.Kenan takılarının gümüş bilezikler ve ayak bilezikleri ve altın pendatifler oluşturmaktadır.Kulpsuz bir altın kadehin ise kaynağı bilinmemektedir.Çeşitli malzemelerden yapılmış boncuklar arasında akik,altın,fayans, cam ve Batlık kehribarı boncuklar bulunmaktadır.Diğer eserler arasında ördek biçiminde ve menteşeli kanatları kapak işlemi gören iki adet fildişi kozmetik kutusu,bakır kazan ve kaseler,suaygırı dişinden bir borazan ve Tunç devirlerinin tamamında bilinen kalay eserlerden daha cok sayıdakı kalay kaplar yer almaktadır.En yakın benzerlerının Romanya’daki tek bir örneğin oluşturduğu törensel amaçlı bir asa,batıktakı diğer buluntular arasındadır.

Gemideki bronz silahlar, ok ve mızrak uçları ile kamalar dışında Kenan,  Miken ve olasılıkla İtalyan yapımı kılınclardan  oluşmaktadır.Yük veya gemide yiyecek olarak taşınan maddeler dışında badem, incir, zeytin,üzüm cöre oto, sumak,kişnir,nar ile birkaç buğday arpa tohumu bulunmuştur.Balık ağı kurşunları ağ onarımında kullanılan mekikler olta iğneler ile ucu çatallı bir balık zıpkını gemide balık avlandığını göstermektedir.Geminin miliyetinin tanımlanmasında güçlük çekilmesine rağmen orta doğu köken olduğu tahmin edilmektedir.

 BODRUM SUALTI ARKEOLOJİSİ MÜZESİ

Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’nde, çeşitli üniversite ve bilim kuruluşlarının yaptığı arkeolojik kazılarda bulunmuş, önemli cam eserler yer almaktadır. Bunların yanı sıra az miktarda satın alma yoluyla müzeye kazandırılmış cam buluntular vardır.

Kazı buluntuları arasında en erken yapıtlar, Texas Üniversitesi adına Sualtı Arkeoloji Enstitüsü tarafından Prof. Dr. George F. Bass ve daha sonra Dr. Cemal Pulak başkanlığında yapılan, Kaş-Uluburun Batığı kazısında bulunmuş cam külçelerdir. Bu külçeler bilinen en eski hammadde kaynaklarıdır. 1984 yılında başlayıp 1995 yılında biten kazılarda bulunmuş ve Geç Bronz Çağı’na M.Ö. 14. yüzyılın ilk yarısına tarihlenen ve sayıları 150’yi aşan, kobalt mavisi, turkuvaz ve lavanta renklerindeki yuvarlak, yassı ham cam külçeler o çağda Suriye’den Ege’ye cam ticareti yapıldığını ispatlamıştır.

Uluburun kazısında 150’den fazla cam külçe ve külçe parçası bulunması, bunların Tell el Amarna kazısında bulunmuş tabletlerde geçen mekku ve ehlipakku taşları olabileceği savının ileri sürülmesine neden olmuştur.

Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’nde, 2 tanesi halen müze Cam Salonunda sergilenen, diğerleri depo ve laboratuarda korunan bu külçeler, Türkiye müzelerindeki bilinen en eski cam buluntu olmalarının yanı sıra M.Ö. 2. bin ticareti, taşımacılığı ve doğu-batı ilişkileri açısından da büyük öneme sahiptir .

Uluburun sualtı kazısı’nda bulunmuş cam külçeler dışında M.Ö. 2. bine tarihlenen önemli bir buluntu da Bodrum Müzesi’ne bir kara kazısından gelmiştir. 1963 yılında Bodrum yakınlarındaki Müskebi’de, Ankara Üniversitesi DTCF Arkeoloji Bölümü adına Prof. Dr. Yusuf Boysal başkanlığında kazılan Miken mezarlığında, C mezarlığı 22 nolu mezarda, bazı boyalı Miken çömlekleri ile beraber 33 adet cam boncuk bulunmuştur. Olasılıkla bir kadın mezarına gömü armağanı olarak bırakılan bu boncukların her biri, üst kısmı ip delikli yatay çubuk biçimli, alt kısmı kabartma yivli spiral biçimli, kıvrımlı ve ucu deniz kabuğu görünümlüdür. Kalıp baskı tekniğinde yapılan bu boncukların benzerlerine Mikenai ve Thebai’de, Yunanistan dışında da Girit ve Rodos’taki çeşitli merkezlerde rastlanmaktadır. Müskebi boncukları M.Ö. 1400-1250 yılları arasına tarihlenmiştir .

Robert H.Brill’in cam külçelerden aldığı örneklerin analizleri sonucunda Mısır şişeleri ile Miken boncuklarının aynı özellikleri taşıdığı konusunda fikir birliğine varılmıştır .

Bodrum Müzesi’ndeki M.Ö. 2. bin buluntuları, Geç Bronz Çağı üretim merkezleri, ticareti, camın işlenişi gibi bilgilerin yanı sıra mezar hediyesi olarak da kullanıldıklarını belgelemektedir.

Kronolojik olarak değerlendirildiğinde, Bodrum Müzesi’nde M.Ö. 2. bin ile Arkaik Çağ arasındaki döneme ait herhangi bir eser bulunmamaktadır. Koleksiyonlar arasında Arkaik-Klasik Çağa tarihlenen kum kalıp tekniğinde yapılmış küçük amphoriskos ve alabastronlar yer almaktadır. Bu yapıtlar M.Ö. 6-5. yüzyıllara tarihlenen, Milas’ta bulunmuş bir alabastron ile bir amphoriskos ve buluntu yeri bilinmeyen başka bir kırık amphoriskostur. Bu eserlerin bulunuş biçimleri ile ilgili hiçbir bilgi yoktur. Ancak çok kıymetli olan altın kaplardan sonra camdan yapılanların en değerli olarak kabul edildiği o çağda bunlar, büyük bir olasılıkla mezar armağanı şeklinde kullanılmış olmalıdırlar (Aristophanes, Akherneis 74).

Klasik Çağ buluntularının kazı sonucu müzeye kazandırılmış olanları hiç kuşkusuz tarihleme ve belgeleme açısından büyük öneme sahiptir. Örneğin Danimarka Aarhus Üniversitesi adına Prof. Dr. Kristian Jeppesen başkanlığında gerçekleştirilen 1973 yılı Mausoleum kazılarında ele geçen grotesk kuşbaşları ile boncuklar, ilginç sonuçlara ulaşılmasını sağlamıştır. Mausoleum’da güney merdiveni üzerindeki bir çöp çukurunda bulunmuş, kum kalıp tekniğiyle yapılmış kuş başlı pendatlar, Fenike-Kartaca kökenli yapımlardandır. Klasik Çağa tarihlenen bu pendant ve boncuklar Kuzey Afrika ve Suriye’den Halikarnassos’a ithal edilmiş olmalıdır (S.Goldstein 1979:38 fig.12; Monique Seefried’in yaptığı çalışmada bu türlü eserlerin Kartaca yapımlı olduğu belirtilmiştir).

Türkiye'de sualtı arkeolojisinin geleceğini etkileyecek en önemli faktör insan faktörüdür. Evet, denizlerimizde çok önemli kazı ve araştırmalar gerçekleşmiştir, fakat bunlar bir avuç insanla oluşmuştur ve bu insanlar, kabul etmesi ne kadar güç de olsa, yaşlanmaktadır. T.I.N.A.'in ilk etkinlik olarak bir Türk öğrenciye mali destek vererek faaliyetlerine başlaması son derece sevindiricidir. Aksi taktirde büyük heyecanla tutuşturulmuş meşale, sönmeye mahkum olacaktır.

 

  • ERHAN ÖZTÜRK HOCAMIZ IAHD EĞİTMENİ OLDU
  • KIBRIS FESTİVALİNDEN BADİM' E YEDİ ÖDÜL BİRDEN
  • MEDEX DEN BADİM EĞİTMENLERİNE 6 ÖDÜL BİRDEN
  • ERHAN ÖZTÜRK HOCAMIZA KIBRIS'DAN İKİ ÖDÜL BİRDEN
  • TÜRKİYE SUALTI SPORLARI FEDERASYONU'NUNDAN BADİM'E ÜÇ PLAKET BİRDEN
  • BADİM HABER TÜRK'DE
  • BELGESELİMİZE BİR YILDA ÜÇ ÖDÜL
  • BELGESELİMİZ YİNE ÖDÜL ALDI
  • BADİM ' E YİNE ÖDÜL YAĞDI
  • SUALTININ YILDIZLARI DÜNYA EVİNE GİRDİ
  • Geçersiz anket bilgisi.
     
    www.e-jett.com